Bir Sabah Kayseri’de
Sabahları Kayseri’de hava hep aynı gibi başlıyor ama ben her seferinde farklı bir ruh halinde uyanıyorum. Perdelerin arasından sızan gri ışık odamın duvarına vururken içimde hafif bir sıkışma hissi oluyor. Sanki gün başlamadan önce bile bir şeyleri yetiştirmem gerekiyormuş gibi.
25 yaşındayım. Dışarıdan bakınca “hayatının en enerjik dönemi” deniyor ama içim o kadar net değil. Günlüğüme yazdığım şeyler çoğu zaman birbirine benziyor: kiralar, iş arayışları, yarım kalan planlar, bir de hiç bitmeyen “bir gün düzelecek mi?” sorusu.
O sabah da farklı değildi. Telefonumun alarmı üçüncü kez çalarken kendime kızarak kalktım. Pencereden Erciyes’in siluetine baktım. Dağın bile sabit durduğu bir şehirde, benim içimdeki bu sürekli değişim tuhaf geliyor bana.
İşe Gidiş
Otobüs durağına yürürken cebimdeki bozuk paraları saydım. Sanki günün geri kalanını belirleyecekmiş gibi. İnsan bazen hayatının tamamen rakamlardan ibaret olduğunu hissediyor. Para, zaman, mesafe… Hepsi birbirine karışıyor.
Otobüste cam kenarına oturdum. Yanımda bir kadın telefonda iş görüşmesini anlatıyordu. Sesini istemsizce duydum: “Asgari ücretin biraz üstü dediler ama yetmez…” dediğinde yüzündeki ifade aklıma kazındı. Hepimiz aynı cümlelerin farklı versiyonlarını yaşıyoruz gibi.
Ben de o sırada kendi hayatımı düşünüyordum. Çalıştığım yerdeki maaş, ay sonuna yetmeyen hesaplar, ertelenen hayaller… İçimde bir yer sürekli “bu böyle mi devam edecek?” diye soruyor ama cevap gelmiyor.
Kapitalist Sistem Kısaca Nedir?
Bir gün bir arkadaşım “Kapitalist sistem kısaca nedir, gerçekten anlıyor musun?” diye sormuştu. O an duraksamıştım. Çünkü kitaplardan okuduğum tanımlar vardı ama hayatın içinde hissettiklerim çok daha farklıydı.
Kapitalist sistem kısaca, üretim araçlarının özel mülkiyette olduğu, emeğin çoğu zaman bir ücret karşılığında satıldığı ve her şeyin piyasa ilişkileri üzerinden değer kazandığı bir düzen gibi anlatılır. Ama bu cümleler benim için biraz soğuk kalıyor.
Benim için kapitalizm, sabah işe yetişmek için acele eden insanların yüzlerindeki yorgunluk. Market raflarında artan fiyatlara bakarken sessizce iç çeken aileler. Bir de “biraz daha çalışırsam düzelir” umuduna tutunan gençler.
O gün otobüste bunu düşünürken içimde garip bir karışıklık vardı. Sanki görünmeyen bir düzen hepimizi aynı ritme sokmuş gibi. Ve bu ritmi bozmaya çalışan herkes biraz daha yoruluyor gibi.
Öğrendiğim An
Üniversitede bir hocam “ekonomi sadece sayılar değildir, insan davranışıdır” demişti. O zamanlar çok anlamamıştım. Şimdi daha iyi anlıyorum.
Çünkü yaşadığım her şey bana şunu gösteriyor: sistem dediğimiz şey aslında günlük hayatın içine sinmiş durumda. Kirayı düşünmeden uyanamamak, maaşı beklerken gün saymak, bir şey almak için sürekli ertelemek…
Bunların hepsi bana kapitalist düzenin sadece ders kitaplarında değil, hayatın tam ortasında olduğunu gösterdi.
Ama garip olan şu: Buna rağmen insan yine de umut ediyor.
Gün İçinde Dönen Çark
İlginizi Çekebilecek İçerik: Kapalıçarşı ev kimin eseri ?
Çalıştığım yerde gün hep aynı akıyor. Sabah bilgisayar açılıyor, dosyalar, müşteriler, bitmeyen talepler… İnsan bazen makinenin bir parçası olduğunu hissediyor.
Öğle arası geldiğinde dışarı çıkıp sigara içenleri izliyorum. Herkes bir şeylerden kaçıyor gibi. Kimse bulunduğu anın içinde tam olarak değil.
Ben de çoğu zaman öyleyim.
Bir gün iş yerinde patron “daha hızlı olmalıyız, rekabet büyük” dediğinde herkes başını salladı. O an içimde bir şey kırıldı. Çünkü hızlanmamız gereken şey hayat mıydı, yoksa sadece üretim mi, anlayamadım.
AVM Sahnesi
Akşamüstü çıkışta arkadaşım aradı. “Bir AVM’ye gidelim, kafanı dağıtırsın” dedi. Kabul ettim.
AVM’ye girdiğimde ışıklar, mağazalar, müzik… Her şey aşırı düzenli ve aynı zamanda yapay geldi. İnsanlar vitrinlere bakıyor, sonra telefonlarına bakıyor, sonra tekrar vitrinlere.
Bir mağazanın önünden geçerken kendimi camda gördüm. Üzerimde gün boyu yorgunluk, gözlerimde hafif boşluk.
Arkadaşım yeni çıkan bir ayakkabıyı gösterdi. Fiyatına baktık. İkimiz de aynı anda sustuk. O an hiçbir şey söylemeye gerek yoktu.
Çünkü bazı rakamlar konuşmayı bitirir.
Kasadaki An
Yemek katında sıraya girdik. Kasada beklerken önümdeki adam kartı üç kez denedi. Olmadı. Kasiyerin yüzü ifadesizdi ama gözleri alışmış gibiydi.
Adam cebinden bozuk para çıkardı, saydı, yetmedi. Sonra yanındakine döndü ve “bir şey olmaz, iptal edelim” dedi.
O an içimde tuhaf bir sıkışma hissettim. Sanki küçük bir sahneydi ama büyük bir şeyi anlatıyordu. İnsanların sessizce vazgeçişleri…
Kapitalist düzeni en çok böyle anlarda hissediyorum. Büyük teorilerde değil, kasada iptal edilen bir yemekte.
Ozey olarak “Kapitalist sistem kısaca nedir” konusunda sizlere faydalı olabildiğimizi umuyoruz. Diğer içeriklerimizi de incelemeyi unutmayın!
Akşam ve İç Ses
Eve döndüğümde hava kararmıştı. Kayseri geceleri sessiz olur ama o sessizlik bazen insanın içini daha çok konuşur hale getirir.
Odamda oturup günlüğümü açtım. Yazmaya başladım ama kelimeler ağır geliyordu. Sanki gün boyunca taşıdığım şeyler artık kâğıda bile sığmıyordu.
Dışarıdan gelen rüzgar sesi camı titretiyordu. İçimde ise daha derin bir titreşim vardı.
Bugün gördüğüm her şey, kapitalist sistemin sadece bir tanım olmadığını tekrar hatırlattı bana. Bu düzen, insanların hayallerini bile planlı hale getiriyor gibi. Ne zaman umutlanacağımız, ne zaman yorulacağımız bile sanki belli bir ritme bağlı.
Ama yine de tamamen karamsar değilim.
Umut ve Kırılma
Çünkü her şeye rağmen sabah kalkıyoruz. Her şeye rağmen biri birine gülümsüyor. Otobüste yer veriliyor, bir kafede sıcak çay ikram ediliyor, bir arkadaş “dayan” diyor.
Belki de sistemin içinde en insani şey, tüm bu baskıya rağmen hâlâ insan kalmaya çalışmak.
Ben Kayseri’de, 25 yaşında biri olarak şunu hissediyorum: İçimde kırılmalar var ama tamamen kırılmış değilim. Yorgunum ama bitmiş değilim.
Kapitalist sistem kısaca bana sadece bir ekonomik düzeni değil, aynı zamanda insanların birbirine tutunma biçimini de anlatıyor artık. Bazen sert, bazen adaletsiz, bazen yorucu… Ama içinde hâlâ insan hikâyeleri var.
Ve ben o hikâyelerin içinde kendime bir yer aramaya devam ediyorum.